|
|
|
|
ANADOLU EFSÂNELERİ (Gülce-Bahçe)
-1-
SARI KIZ EFSANESİ
Kâinatı var edenin
Doksan dokuz adı ile
Öykümüze başlayalım.
………Muhammed’i yâr edenin
………Hiç bitmeyen aşkı ile
………Çağı nakışlayalım.
Anadolu destan dolu
Yazıp alkışlayalım.
Gülce dergâh, gülce otağ
Varıp orda kışlayalım
………Gülce Ana seslensin de
………Gönlümüzü hoşlayalım.
Kulak verip dinleyelim
………Neler diyor Gülce Ana?
*
-Baştanbaşa efsânedir Anadolu
Bilir misin bre oğul?
Eğil, işit neler diyor?
Gördüklerin dağ taş değil
Bil iyice belle oğul…
Yürek koymuş ortasına
Bu toprağın insanları
Kaç asırdır söyleniyor
Türküleri, destanları.
Duydun mu hiç?
Gökçe gelin ağıdını söylüyor
Nehirler bükülende…
Ferhat kazmasının sesidir, yankılanır
“Aslıııı! ... Aslıııı! ...” diye
Gecelerden seherlere
Yüce dağlar sökülende…
Gördün mü hiç?
Ceylan gözlü kızları
Tunç bilekli oğulları
Uykuları
Orta yerden bölende
Çiğdemi öksüz,
Rüzgârı mektup
Ağacı dilek yüklü bu toprağın…
Sordun mu hiç?
Düşüp yayla yollarına
Göçler yola sürülende
Uzağı yakın eder hep
Kuzuların çıngırağı neden?
Düğünde oynayıp, ağladın mı cenazede?
Halay çektin mi, kirmen çevirdin mi?
Hangi kale burçlarından yansır halâ
Yağız atın topuk sesi, efelerin öçleri
Söyle hele
Oğul oğul, can oğul
Ağustosta kar kalkmayan uz yamaç
Kardelenler görülende
Gölgesinde acaba kimi saklar, kime aç?
Minareler, kubbeler
Heybeler, alıçlar, hikmetler
Sebiller, kervansaraylar, dipsiz kuyular
Balıklı göl,
Ateşi gül eden su
Bu gökyüzü, bu yer, bu sonsuz türkü
Bu masmavi, bu yemyeşil, bu ıpışıl
Evliyâlar, enbiyalar, veliler, erenler, bu yıldızlar
Analar, bacılar, gelinlik kızlar
İsimsiz ardıç kuşları,
Bu saz, bu cura,
Bu semah, bu sema, bu ney…
A benim gül yürekli oğulum dinle beni, duy beni ey ki ey!
*
Aç göğsünü tarihin, göz at yazılanlara
Efsanenin ruhunu, kendi ruhunda ara
Kaz Dağıdır diyorlar mesajı asırlara
Nasıl hoşça süsleyip sunuyor hele işit.
*
Biz
Ona
Kaz Dağı,
Babadağı
Sarıkız derde
Öylece severiz.
Efsaneler yazmanı
“ida” diye bir ad koymuş..
Gürül gürül pınarlarından
En vahşi hayvanları su içip
Ecelin göğsünden korkuyu soymuş
Diye yazmış Homeros’un İlyada’sı
Zeus doğmuş bağrında
İlk kez âşık olmuş Afrodit
İlk güzellik yarışması yapılmış
Ve ardından başlamış Truva Savaşı…
Mitolojik dil ne derse desin..
Biz
Onu
Severiz
“Bizim dağ” diye
Ve güvenle yaslarız yamaçlarına
Umutlarımızı,
Bademler çiçek açanda her ilk baharda
Alır çıkarız başımızı
Alır çıkarız su kenarlarına kavim kardaşı.
*
…………………………. Ay balamsın, can balamsın, ay oğul
……………………………..Geçer zaman, birer birer say oğul
……………………………....Coğrafyayı vatan eden hâfıza
………………………………….Kayıpm’oldu, yok mu oldu, vay oğul?
Ellerini iki yana düşürme
Süt kaynasın ocağında, taşırma
Dedem Korkut, Gülce Ana diliyle
Türkçe konuş, dil yerine koy oğul
………………………….Dağların var, özgürlüğün simgesi
……………………………Irmağın var, göğü deler gür sesi
………………………………Ovalara çağıranda herkesi
……………………………….Cehaleti ışık ışık soy oğul
Sarı kızın güzelliği dillerde
Sarı çiğdem ya da sarı güllerde
Sorma bana, nerde yaşar, o nerde?
Güre derler Edremit’te köy oğul
………………………….Koca köyde dedi kodu yayılır
……………………………Yalan yanlış çoğu gerçek sayılır
……………………………..Taş değin çelik matgap oyulur
……………………………….Takvimlerin taş göğsünü oy oğul
Korkusundan sarı kızın babası
Üç beş kazla Güre köyün yakınında bu dağa
Can kızını bırakır..
*
Sular yıldızlarla verip ağız ağıza
Sarı kız için şırıl şırıl akar
Yağmur yüklü bulutlar dudak dudağa
İner iplik iplik sis olur başına dağın
Akar bozbulanık
Akar durmaz yukarıdan aşağı
Derelerle çay oğul…
Akar zaman, akar mevsim
Akar tahta beşikten tahta dört kolluya
Akar insanoğlu isim isim…
Geride kalan yazılı olandır
Bilesin, bilesin de unutmayasın
Hay oğul! ...
*
Günlerden bir gün
Babası uğrar sarıca kızının yanına
Gün öğle vaktidir
Güneş tepede mızrak ateşi
Susuzluktan yapışır dil damağa
Üstelik namaz vaktidir.
Su ister kızından baba,
Su ister ama,
O da ne?
Mucize bu ya,
Kız koca dağın yamacından
Uzanıverir körfeze
Dolduruverir tasını…
Baba şaşkın,
Baba suskun,
Baba yüreği telâşta,
Tuzlu mu tuzlu bir su var
Abdest aldığı bu tasta
Değil ki bir mey oğul…
*
Anlar sarı kızın babası
Her şeyi anlar; olanı, biteni
Geleni, gideni, doğanı, yiteni
Koşar karşı tepeye
Pişmandır yaptığına,
Ölsün diye kazlarla bırakmıştı kızını
Kara gözlü, kara zindan bu dağa...
Kaç bin yıldır
Şıngır mıngır iner türkü
Kazdağından sahillere
Korkusuz, yalın, sade..
*
Yine akar derelerden
Yayan yapıldak zaman
Apansız çöküverir kara bulutlar dört yana
Kekeme taşlarda gürültü, cümbüş
Kazların sesinde büyüyen
Çığlık çığlığa taş kesilip
Kovsan da geliveren
Meğer ölümmüş...
İşte o günden bu yana
İda Dağı Kazdağı,
Doruğu Sarıkız Tepesi,
Babasının öldüğü yer de Babadağı…
*
Bu kayalar, bu taşlar inleyende inim inim
Eriyende kötü zaman, eriyende öfke kinim
Alıç heybesini boşaltıp gidecek Yunuslar
Gülecek Sarı kızın gülmeyen bahtı, ağ olacak
Ve dolacak gök yemişiyle
Ocağım, obam, sofram, sinim….
*
Kaz dağında kaz güden sarıca bir kız gördüm
Gözbebeklerimle saçlarını ben ördüm….
Dinlesem ürkek Ceylan yavrusu yüreğimi
Kaz dağı olur, çağlar üstü yürürdüm…
Mustafa CEYLAN |
| |
Bu şiirin hikayesi:
Rivayete göre bir zamanlar, Çanakkale’nin Ayvacık yöresinden Cılbak Baba adında bir çoban, karısı öldükten sonra kızını yanına alarak Güre’nin Kavurmacılar Köyü’ne yerleşir. Baba sürülerini otlatırken, kızının canı sıkılmasın diye ona da bir miktar kaz alır. Dağlara birlikte çıkıp, birlikte dönerler. Cılbak Baba hacca gitmek ister ve kızını köyde aile reisi imam olan bir aileye teslim eder. Sarıkız çok alımlı bir genç kız olmuştur. Köyün delikanlıları onunla evlenmek için yarış halindedir. Ama Sarıkız hiç birine yüz vermemektedir. Buna katlanamayan delikanlılar Sarıkız’ın namusu hakkında olmadık dedikodular yaparak, Hacdan dönen babanın kulağına kadar ulaştırırlar. Madem ki iş bu hale geldi, bu lekeyi temizlemek gerek diyerek, babası kızının ölüm fermanını imzalar. Ama kendi elleriyle dünyadaki biricik kızını öldürmeye kıyamaz.
Ertesi gün Sarıkız’ı ve kazları alarak yaylaya çıkar. Sarıkız, köyün çıkışında kendisine bozuk yumurta atarak hakaret edenlere beddua eder. Cılbak Baba, kızını oyuna getirerek, dağda yalnız bırakıp köye geri döner. O güne kadar kimse Kazdağı’nda yalnız başına sabahlayıp geri dönmemiştir. Yıllar sonra, Sarıkız’ın ermişlik mertebesine yükselip kazlarıyla birlikte dağlarda dolaştığına dair söylentiler duyan baba, kızının hasretine dayanamayarak onu ilk bıraktığı yere, Sarıkız Tepesi’ne çıkar. Kızını karşısında görünce yaptıklarından bin pişman olduğunu anlatır. Namaz vakti yaklaşınca, abdest almak için kızından acele su ister. Sarıkız, babasına su dolu bir kova getirir. Ancak su tatlı değil tuzludur. Baba, tuzlu su yerine tatlı su istediğini kızına iletir ve tuzlu su aniden tatlı suya dönüşür. Gözleri yaşla dolan baba, köylülerin dediği gibi artık kızının ermiş olduğuna inanır.
Cılbak Baba kızından özürdiler. Baba utancından karşı tepeye koşar. Çok geçmeden Kazdağı’nın üzerine siyah bir bulut çöker. Bulutlar dağıldıktan sonra Sarıkız ve babasını arayan çobanlar, onları iki ayrı tepe üzerinde ölü olarak bulurlar ve oraya gömerek taştan türbe yaparlar. Kazdağı’nın zirvesinde yer alan Sarıkız’ın yatırı her yıl yüzlerce insan tarafından ziyaret edilmektedir.
kaynak:gürebelediyesi internet sitesi
|
|
|
|
| |
|
|