Gülce Edebiyat Akımı
  Ana Sayfa/ Radyo İstek / Radyo Dinle-1/ Radyo Dinle-2/ Her Tür Şiir Ekle/ Gülce Şiir Ekle/

Gülce Grubu/ Gülce Facebook/ Gülce Azerbaycan/ Gülce Turkmenistan/ Güllük Forum/

Gülce-Kazakistan/ Güllük-Özbekistan/ Güllük-Özbekistan/ Güllük-Klas/ Güllük-Uygur/ Güllük-Suriye/
 
Yeni Sayfa 1
ANADOLU EFSÂNELERİ...BURDUR EFSÂNELERİ...

'

ANADOLU EFSÂNELERİ-2-


KIZ KULESİ EFSÂNESİ(Gülce-Bahçe)

Katrede umman çalkandıranın
Zerrede kâinat yüzdürenin
Verdiği aşkla kul yandıranın
Doksan dokuz adı ile
Bir öyküye başlayalım.
………Evvelin en evveli
………Sonun en sonu
………Muhammed’i yâr edenin
………Hiç bitmeyen aşkı ile
………Söz söyleyip gülcelerle
………Çağı nakışlayalım.
*
“Kendini görmeden adını duyan,
Her milletin hayran olduğu şehir,
Her bir güzelliği takdire şayan,
Gönüllerin neşe dolduğu şehir.

Nice savaşların kırmış yayını,
Herkes almış kısmetini payını,
Emirgan’da yudumlarken çayını,
İnsanın hayale daldığı şehir.

Habibin methiyle çözüldü esrar,
Bu güzel yadlara olamazdı yar,
O yaşlı haliyle Eyübelensar,
Medine’den kalkıp geldiği şehir.

Macar urban ile toplar dökerek,
Karalardan gemileri çekerek,
Güllelerle surlarını sökerek,
Haliç’ten denize daldığı şehir.”

Şâirleri sevdasından deli deli gezer durur
Anlatmaya söz gerektir, dilimizi çözer şehir

Yağmurda usul usul şarkılarımızı besteler
Akşamları sanki pul pul sularını süzer şehir

Bir martıda çığlığım, düşlerimizi alıp gider,
Koynundaki dalga aşktır, edalıca yüzer şehir
Gitmem yalılardayım, pençerelere bakar boğaz
Gökler bana ağlıyorken güle güle gezer şehir

Her caddesi bir masaldır niceleri harap olur
Elbet bize naz yaparken şekerini ezer şehir

Takvimlere baksa, susmaz, Fatihini arar sorar
Sulardaki aynalardan yedi tepe dizer şehir.

”Pençeleri aslan bakışı şahin,
Bu askere ne yapacak Costantine,
Bin dört yüz elli üç yılı Fatih’in,
Alın teri ile aldığı şehir.

Hisarlar yapılmış karşı be karşı,
Hala kulaklarda o fetih marşı,
Sultan Ahmet’iyle kapalı çarşı,
Herkesin aklında kaldığı şehir.

Burada nice gönül erleri yatar,
Burada çok güneş doğar ve batar,
Senelerdir Dolmabahçe yas tutar,
Mustafa Kemal’in öldüğü şehir.

Kazanoğlu cahil kalma ustan bul,
Tarihlerde okunacak destan bul,
Bura yedi tepe bura İstanbul,
Burası herkesin bildiği şehir.”
*
Kaçbin kere bilmiyorsun bu kulede sabahladım
Aşkın ile yol verirdim gemilere adım adım
Yüzyılları çalkalarken geceleri hesapladım
Girdin yine sen bu şehrin yüreğine benim ile
Girdin ya bir tanem,
Antik çağdan Bizans’a
Bizans’tan Osmanlı’ya
Şehrin görgü şahidiyim
Yaşımı sorarsan bak İstanbul’a,
Sever misin, sevebilir misin baharımı,
Aşk soluyan güneşimi acaba?
Ben ki,
Anıt mezarların tarihteki ilkiyim
Gümrük istasyonuyum zincir çekilende Sarayburnuna
Toplarla donatılıp savunma kalesi,
Sürgünlerin durak yeri,
Karantina adasıyım koleraya karşı
Radar bende, siyanür deposu olan yine ben…
Osmanlı’da gösteri platformuydum
Nedim’li şiir lâleleri açar halâ düşlerimden…
Kule,
Kale
Sarnıç
Ve
Fenerim…
Sultan ikinci Mahmut’un tuğrası var kapımda
Şimdilerde “bar, café, restaurant” diyorsunuz yaptığınız işe
Anlamıyorum nedense dilinizden-dişinizden…
Davacıyım tarih önünde, davacıyım vallahi sizden…
Getirin,
Getirin bana
Selçuklu sultanlarımı,
Geri verin mavi sularda geri dönülmez kulaçlarıyla
Canını dişine takarak sevdiğine gelen yiğitlerimi, geri verin…
……………Fırtınalı bir gecede kırılınca fenerim
……………Battal Gazi yiğidini sabaha dek beklerim
*
Suların mavi ipek tenine
Kıyıların ateşten gölgesine
Bir sevda türküsü yakarım her gece

*
Ben
Aşkın
Simgesi
Sonsuz sevda
Sır kapısıyım
Ben Türkün Türküsü
İstanbul tapusuyum..

Ben
Aşkın
En hasıyım
Sevdiği için
Kuleden atlayıp
Canına kıyan kızın
Yaradan’a duasıyım…

*
Ağaçları
Bilir misiniz
Erkencidir,
Giyinip soyunanda
Üşürler, donarlar, titrerler
Ben aynen öyleyim işte bugün
Aşkın aynasından toplayıp pırıltıları
Savuranda ben varım dernek düğün…
Biraz acılı, biraz üzgün ve sessiz…

Mustafa CEYLAN


Bu şiirin hikayesi:

Kızkulesi`nin mimari yapılanma süreci M.Ö. 341 yılına kadar uzanır. O dönemlerde boğazın çıkıntısı olan bu burun, (daha önce yarımada oldugu ile ilgili söylenceler vardır) 'vus' adı ile anılır. Bu tarihte Komutan Chares`in eşi için, mermer sütunlar üzerine yapılan bir anıt mezar kimliğinden sonra,

M.Ö. 410`da Sarayburnu`nun bulunduğu yerden, kulenin bulunduğu adaya zincir gerilerek, boğazın giriş ve çıkışlarını kontrol eden bir gümrük istasyonu haline getirilir.

M.S. 1110`lere geldiğimizde ise ilk belirgin yapı (kule) , İmparator Manuel Comnenos tarafından inşa ettirilir. Savunma kulesi olarak inşa ettirilen bu yapı 'Küçük Kale' anlamına gelen Arcla adını alır. Bu yapı ile ilgili net bilgiler olmamakla birlikte bugünkü boyutlarına yakın olduğu düşünülmektedir.

İstanbul`un fethi sırasında savunma amaçlı olarak kullanılan kule, 1453 yılından sonra çok farklı amaçlarla kullanılmıştır. Osmanlı döneminde savunma kalesi olmaktan çok bir gösteri platformu olarak kullanılmış ve Mehterler burada adaya yerleştirilen topların atışları ile birlikte nevbet (bir çesit Istiklal Marşı) okumuşlardır.

1509 depreminde zarar gören yapı, daha sonraki yıllarda tekrar inşa ettirilir. Bunun dışında ilave edilen fenerle de gemilere yol gösterme işlevi yüklenir. O dönemde inşa edilen yapı, kule ve kale olarak iki ayrı bölümden oluşmuş ve içine sarnıç yapılmıştır.

1719 yılında fenerden çıkan alevle yanan kizkulesi, 1725 yılında şehrin Başmimarı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından tekrar onarılır. Kule kısmı biraz değiştirilerek üst tarafa camlı bir köşk ve onun üzerine de kurşunla kaplı bir kubbe oturtturulur ve bina kagir olarak tekrar yapılır.

1830 senesinde kolera salgınının şehre yayılmaması için karantina hastanesine dönüşür.Osmanlı İmparatorluğu`nun çöküş devrine girmesi ile tekrar savunma kalesi olarak kullanılmaya başlanır ve toplarla donatılır.

Ünlü hattat Rakim`in yazısı ile kapısının üzerindeki mermere Sultan II. Mahmut`un tuğrasını taşıyan kitabe yerleştirilir.

1857`de tekrar fener ilave edilir ve 1920 yılında fenerin lambası otomatik ışık yapma sistemine kavuşur. 1944 senesinde restorasyon yapılır.

1959 senesinde Askeriye`ye devredilir ve radar istasyonu olarak kullanılır.

1982 senesinde Türkiye Denizcilik İşletmeleri`ne devredilir, bu dönemde bir ara geçici olarak siyanür deposu olarak kullanılır.

Yüzyıllar boyu hep hikayeleri ile anılan bu kule 2500 yıl sonra Hamoğlu Holding`in yaptığı restorasyondan sonra ilk kez kapılarını insanlara açmıştır. Günümüzde Restoran, bar, cafe ve hediyelik eşya satan bir kompleks olarak varlığını sürdürmektedir.


KIZ KULESİ EFSANELERİ:

Kızkulesi ile ilgili anlatılan ilk hikaye; Ovidius`un kaydettiği bir aşk hikayesidir. Hero ile Leandros adlı iki gencin hüzünlü aşkını anlatan bu hikaye, Hero`nun kuleden ayrılmasıyla başlar. Hero Afrodit`in rahibelerindendir ve aşka yasaklıdır.


Yıllar sonra Afrodit`in tapınağında yapılan bir törene katılmak için kuleden ayrılır ve orada Leandros ile karşılaşır. Birbirine aşık olan iki genç, Leandros`un gece kuleye gelmesi ile aşklarını kutsarlar. Kızkulesi her gece iki gencin gizli aşkına ve yasak sevişmelerine tanıklık eder. Leandros`un yüzerek kuleye geldigi fırtınalı bir günde Hera`nun yaktığı sevda ateşinin feneri söner. Karanlıkta yolunu kaybeden Leandros boğazın sularına gömülür. Sevgilisinin öldüğünü gören Hera da kendini Kızkulesi`nden boğazın sularına bırakır.

Kavuşamayan aşıklara atfen anlatılan bu hikayeden başka bir de; Kleopatra`nın sonuna benzer bir sonun anlatıldığı yılan hikayesi vardır.

Kehanete göre kralın birine, çok sevdiği kızı onsekiz yaşına geldiğinde bir yılan tarafından sokularak ölecegi söylenir. Bunun üzerine kral denizin ortasındaki bu kuleyi onararak kızını buraya yerleştirir. Kaderin kaçınılmazlığını kanıtlarcasına, kuleye gönderilen üzüm sepetinden çıkan bir yılan, prensesin tenine süzülerek zehrini boşaltır. Kral, kızına demirden bir tabut yaptırarak Ayasofya`nın giriş kapısının üstüne yerleştirir. Bugün bu tabutun üstünde iki delik vardır. Yılanın, ölümünden sonra da onu rahat bırakmadığına dair hikayeler anlatılır.

En son anlatılan hikaye ise Osmanlı Dönemi ile ilgilidir. Battal Gazi`nin askerleri ile Kızkulesi`ne baskın yaparak kuleye saklanan hazinelerin ve Üsküdar Tekfuru`nun kızını kaçırdığı ile ilgili hikayedir. Battal Gazi tekfurun kızı ve hazinelerini aldıktan sonra Üsküdar`dan atına atlayıp oradan uzaklaşmıştır. Çokça bilinen 'Atı alan Üsküdar`ı geçti' lafı bu hikayeden gelir. Bu hikayeden günümüze gelen bir diğer şey de küçük kulemizin ismi ile ilgilidir.

Diğer efsanelerdeki prenseslere de atfen Türkler buraya Kız-Kulesi ismini vermişlerdir.

Antikçağ`da Arkla (küçük kale) ve Damialis (dana yavrusu) adları ile anılan kule, bir ara da Tour Leandros ismi ile ün yapmıştır.Şimdi ise 'Kızkulesi' ismi ile bütünleşmiş ve bu ismi ile anılmaktadır.
 
 
  GÜLCE YAZAN ŞAİRLER
  Mustafa Ceylan
  Osman Öcal
  Ekrem Yalbuz
  Harun Yiğit
  Refika Doğan
  Yusuf Bozan
  Mehmet Nacar
  İbrahim Sağır
  Ozan Sentezi
  Mehmet Özdemir
  Ali Gözütok
  Rahime Kaya
  Ali Oskan
  İhsan Ertem
  Gülten Ertürk
  Ramazan Efe
  Şemsettin Dervişoğlu
  Melahat Temur
  Ümran Tokmak
  Ali Altınlı
  Neva Selçuk
  Köksal Kırlıoğlu
  Zübeyde Gökbulut
  Vecdi Murat Soydan
  Asuman Soydan Atasayar
  Mevlüde Demir
  Ahmet idrisoğlu
  Mikdat Bal
  Ayşenur Ökten İzgin
  Serap Hoca
  Kerim Baydak
  Fatma Kalkan
  Gökmen Yılmaz Erdem
  Şükran Günay
  Hülya Ekmekçi
  Berrin Stammer
  Abdullah Ramazan
  Ozan İrşadî
  Sabit İnce
  Gülşen Şenderin
  Sevgili Özbek
  Ömer Öztürk
  Turan Ufuktan
  Rengin Alacatlı
  Afet Kırat
  Coşkun Mutlu
  İsmail Kara
  İbrahim Coşar
  Arif Bilgin
  Meral Adak
  Hatice Katran
  Mübeccel Zeynep Ünalan
  Feriha Ceylan
  Birdal Can Tüfekçi
  Yusuf Ziya Karahasanoğlu
  Fesih Aktaş
  Onur Bilge
  Sabiha Serin
  Aşık Kevserî
  Necdet Arslan
  Nermin Terzi
  Feyzullah Kırca


Etkinlikler
  • Duyurular

  • İmbikten Damlalar
  • İlesam'dan(1)
  • İlesam'dan(2)
  • İlesam'dan(3)

    *
  • Söyleşi-İmza Günü
  • Antalya-Ansan
  • Antalya-Hasanağa
  • Diğerleri
  • Yarışmalar
  • Duyurular