|
|
|
|
ANADOLU EFSÂNELERİ-5(GÜLCE-Bahçe)
BURDUR EFSÂNELERİ
1-İnsuyu Mağarası Efsânesi
***********************************
Ülkemin en büyük yer altı gölü
Dağ içinde şehir gizli burada.
Şifalı sularıyla hayat kaynağı
İçin için kaynayan
Nehir gizli burada...
Burada yâr burada…
....Gel, bekle, nefeslen ey can
........Yeraltı sarayında hayat bul, konakla...
...........On milyon yıl öncesinden bir öyküdür
...............Söylenir ağızdan ağıza, kulaktan kulağa
..................Akar efsunkâr şırıltılarla
......................Akar dilden dile...
.........................On milyon bu kadar yıldır
...........................'Dilek Gölü' dilek tutar sevdaya,
Derler ki:
Sagalassos kentinin yüce kralı Severianus
Biricik kızı Asumeyi evlendirir, sus be canım sus!
Evlendirir soylu bir ailenin oğluyla
Ancak,
Geçinemez çifter,
Hayat bu, neylersin cancağızım,
Önemlidir krallar kralına bu husus…
Gene derler ki:
Yüce kral çok üzülür,
..........Kızar, öfkelenir, delisi tepesinde
...............Ateş saçar...
..................Adamlarına emir verir
.....................-Bu kızımı da, bu damadımı da
.......................En uzak köşesine terkedin İnsuyu mağarasının
...........................Ölsünler, görmesin gözüm! ...'
Kovalar birbirini günler
Takvim geçer,
...........Saat düşer,
..............Gün dans eder akreple
..................Bilinmez nice zamandır geçen.
Mağaranın en dibinde tutsak edilen çift,
İçer sarkıt ve dikitlerden sızan şifalı sulardan,
İçtikçe kurtulurlar karanlık korkulardan,
Sonra;
Bir sevgi, bir aşk ışık olur yüreklerinde,
Ölmezler...
..........Ölüm ölür ya, bilirsiniz,
................Sevenler zaten ölmez...
Çıkarlar el ele mağaradan
El ele tutuşup çıkarlar güne, güneşe...
İşte
...O günlerden bu yana cancağızım
........Bu İnsuyu mağarasını ziyaret eden eşler
............Kocamışlar aynı yastıkta
................Bilmemişler ayrılığı..
*
Yolunuz düşerse unutmayınız
İnsuyu' na uğrayınız mutlaka...
Sagalassos Antik kentinde
…..Selam verin kentin kralına..
…….Taşoda’da içip kahvenizi
………Bakibey ve Çelikbaş konağında
………….Yaslanıp minderlerde arkanıza
……………Yudumlayın çayınızı..
Yukarı Pazardan benim için
Birkaç paket ceviz ezmesi sarsanız
Hiç hayır demem valla…
…….Süzme yoğurt yanında Burdur şişini
………..Veya alabalık yerseniz,
……………İnanın ben yemiş gibi olurum.
Burdur alacası olsun elinizde
Eşe dosta hediye için
Aman ha, unutmayın,
Bir de selâmlarımı
…....Söylemeyi
……..Göldeki yansımaya
……......Unutmayın tamam mı?
2) Salda Gölü Efsânesi
Rengini topraktan,
Gökyüzünden ve sudan
Alan doğa harikası
Güzeller güzeli bir göldür
Dünyanın ikinci temiz suyu,
Mars ile örtüşür toprak yapısı
Türkiye’nin ikinci derin gölü Salda
Yaşıyor dipdiri efsânede, masalda…
Kahveci Osman Usta şöyle diyor;
Yağmurla karışık fırtınalı bir gündü,
Gün değil sanki, göklerin bizim gölle
Bizim gölle yaptığı, oynaştığı düğündü
Düğümdü belki de bilemedik,
Bilemedik sığındık bir kuytuya
Kuytudan korkularla bakıyorduk Salda’ya...
Salda’ya göklerin yedinci katından yağmur durmaksızın
Durmaksızın o kadar uzun zaman yağdı
Yağdı..
…..Yağdı…
………Yağdı ha yağdı…
Yağdı tepelerden aşağıya, oluştu seller
Seller ki önüne katıp her şeyi
Her şeyi alıp, sürükleyip getirmişti,
Getirmişti kökünden söküp ağaçları,
Ağaçlar, kütükler, taşlar, kayalar, ne varsa
Ne varsa yamaçlardan ortasına gölün
Gölün en karanlık noktasına çekiyordu,
Çekiyordu, yutuyordu her şeyi girdap,
Girdap bu işte, bu yüzden hep
Hep gölün ortası karanlıktır zaten,
Zaten kimse bilmez Salda’nın
Salda’ nın yuttukları gider nereye? Çıkmaz,
Çıkamaz asla dışarı bir daha…
*
Gölün kıyısında su ateş,
Hamam suyu sanki
Fakat ilerledikçe
Tam tersi buz kesmede
…..Söylenen o ki,
……….İki adım soğuk,
………….İki adım sıcak…
Bazı gecelerde uğultuyla göl kıyısı
Uyanır, uyumaz; kıvranır sabaha kadar
Ortada insan eseri ne bir yapı, ne bir makine,
Yok… Yok ki yok…
Çok yüksekden çağıl çağıl akan bir şelale
Uğuldayan bir ses, uyutmaz ki göğü, yeri
Neyin nesidir bu, uyandırır seherleri…
*
Dev sazan balıklarından bahseder kimi
Kimisi “bir adam boyunda” der ekler
Duyan çok ama dev sazanları
Görene de henüz rastlanmadı,
Koyu maviden bu yana
Bu yana asla gelmezler,
Yakalamak için
Açılmak gerek
Sandalla
Salda’ya…
Basmamış Mars’a insan ayağı,
Aynen öyle anlatırlar işte:
İnmemiş, inememiş,
……..Dalamamış Salda’ya
…………Dipte geçit vermez ağaç kökleri
……………Yüzlerce metre aşağıda
………………Ve kutup soğuğu buz
Su canlı, su diri, su aşk
Öylesine şahane…
……………Su var suyun içinde
…………………Sulara efsâne…
3) Burdur Güzellemesi
-Ağabeyim İsa KAYACAN’a..
-I-
“İşte Cennet burada, ey Kınalı oymağı
Burada dur, burada, bura Burdur! ” diyerek
Kurduk mavi bir gölün kenarına otağı
İşte zaman içinde, işte en katı gerçek…
Dinlendi yağız atlar, ovam, obam gayri şen
Seyrettim ben Burdur’u tarihlerin içinden.
Sonra; baktık çevreye, vurduk mührü toprağa
Birer birer çözerek insanlığın gizini.
Kırmızı gülden aldık renklerini bayrağa
Göklerin ay’ı ile süsledik yıldızını.
Hanlar, kervansaraylar; Gıyasettin Hüsrev’den
Seyrettim ben Burdur’u tarihlerin içinden.
Sonra; döndük oniki değirmenle peşpeşe
Her birinin taşında un ederek zamanı.
Kılıcı verdik suya, çaldık kızıl ateşe
Kaybetmedik çok şükür kalbde duran imanı.
Akıttık da suları Cümbüşlü çeşmelerden
Seyrettim ben Burdur’u tarihlerin içinden.
Sonra; anıt mezarlar, tümülüsler, höyükler
Antik kentlerle dolu yanımız ve yöremiz.
Bir leopar yavrusu sırta çileyi yükler
Hoşgörü, barış dedik; dedik bizim töremiz.
Ruh kökümüz yükseldi göğe minarelerden
Seyrettim ben Burdur’u tarihlerin içinden.
Sonra; bahçe içine iki katlı evlerde
Açılırken huzura, açılırken kapılar
Sevda bulutu gökte, hasret çiçeği yerde
Diyen, çoban kavalı, kulağımda hep çınlar.
Kınalı Oymağı’na dua, kınalı elden
Seyrettim ben Burdur’u tarihlerin içinden.
-II-
Türküler içinde bir güzel türkü
…….On iki değirmende döner söylenir
…………Ben söylerim, sen söylersin, o söyler
…………..Mavi mavi,
………………Yeşil yeşil…
Kışlarda konuğundur tam üçyüzbin su kuşu
Dikkuyruk Ördeğinle çekiyorsun en başı
Sen en kutsal hazinem, sen gözlerimin yaşı
Ey doğa harikası, ey mavi yeşil türkü!
İşte Karataş, Salda, Yarışlı ve Gölhisar
At beni sularına, göğsüne beni de sar
Ey dünyalar güzeli, ey efsunkâr gözlü yâr
Ömrümün sonuna dek, yüreğimdesin bil ki…
Bil ki bil, sularının can evimde var dansı
İnsuyu’nda Dilek Göl, verirken bana şansı.
Sarkıt ve dikitlerden alıyorken rövanşı
Aldıkların özlemim, vuslatım hiç değil ki.
Gizemli bir yolculuk, kristal bir bahçesin
İnsuyu’nu saklayan sırdaşımsın, bohçasın
Sensiz duramıyorum, Burdur’ musun sen nesin?
Aşkım, tutkum, gururum; sen mavi yeşil türkü.
-III-
Bak şimdi yaz güneşi tepemde dolanıyor
Yükleyip de yükleri yaylalara göçelim.
Özledim kar suyunu, içim öyle yanıyor
Kırkpınar’da suları avuç avuç içelim.
Türkü yakalım türkü, kuralım çadırları
“Teke zortlat bacaktan,” şen edelim kırları
Ana bacı yan yana dizerken bakırları
Bindallı güzelleri yaylalarda seçelim.
Ha Dirmil, ha Eseler, farkı yok birbirinden
Çam havası solurum, Katrancı’da derinden
Tanırım Burdurluyu vallahi gözlerinden!
Der ki bana: “Yaylada ayrık otu biçelim.”
Şaşırır da kalırım, ayrık otu biçmek ne?
Der ki: “Bizi bizden ayıran, solucan, yılan, kene.”
İşte o an anlarım, derim bu ne şahane
İnsan, derim; derim de yaylalara göçerim…
-IV-
“Burdur alacası” nı bilir misin sen kardeş?
“Burdur bezi” dokuyan tezgâhları gördün mü?
Halı ve çul dokuma parmaklarda son güneş
Durup da karşısına hatırını sordun mu?
Bakırcılar çarşısı sesleniyor: Tak! Tak! Tak!
Bin maharet istiyor; eğil, dinle, işit, bak.
Hele kilim dokumak, hele hasır dokumak
Bir Yörük çadırında dizlerini kırdın mı?
Göl kıyısı sazlıktır, dokudum nice hasır
Her seccade, her heybe rengârenktir bin asır
Burdurlunun yüzü gül, tutsa da eli nasır
Bismillâh diye diye “sofra altı” serdin mi?
Yedin mi o çadırda bir Haşgeş helvasını?
Tattın mı ki acaba, bal kabak tatlısını
Konuk edip dostları, bir testi kebabını
Bir ceviz ezmesiyle ikram edip verdin mi?
-V-
Yayla havalarından
…….....Çıldıran birisiyim,
……………Burdur’ da türkü türkü,
………………Duygu yüklü sipsiyim.
“Demir kargı” isimli sert kamıştan yapılan
Ya da kartal kanadı, altı perde sipsiyim.
Gücünüz yetmez bana, susturamaz hiç kimse!
Yamacı’yla Kayacan; hasılı ben hepsiyim
Burdur’ da türkü türkü, duygu dulu sipsiyim.
Yüzyıllardır söylerim, efelik-sevda-ölüm
Kabardıç’ın dibinde alınlık takar gülüm
Bir gurbet havasıyla biter gurbette zulüm
Yayla havalarından çıldıran birisiyim
Burdur’ da türkü türkü, duygu dolu sipsiyim.
Kâh düğün, kâh ziyafet; fark etmez benim için
Çağlar çağı inlerim, dediniz mi “Hey niçin? ! ”
Gönül sanatı benim, dinleyin, kıymet biçin
Aşıkların sırdaşı, yüreğin yâresiyim
Burdur’da türkü türkü, duygu dolu sipsiyim.
“Bir dam çökse Burdur’da, ben çökerim” diyormuş
Geceleri dört gözle sabahı bekliyormuş,
Sizlere hasret kalmış, ben gibi inliyormuş
Kayacan denen usta, kaleminin sesiyim!
Burdur’ da türkü türkü, duygu dolu sipsiyim.
Şal, kuşak, cepken benim, yün çorap bacağımda
Dostluk dumanı tüter, billâhi ocağımda
Bindallı, üç etekle, gül kiraz yanağımda
Sevenin sevdiğine bitmeyen hasretiyim
Burdur’da türkü türkü, duygu dolu sipsiyim.
Göllerin ve güllerin sancısını çekerim
Zeybeğin yüreğine yurt sevgisi ekerim
Avuçlarda kirkitim, dilde kaymak şekerim
Şu Teke beylerinin ses veren gurbetiyim
Burdur’ da türkü türkü, duygu dolu sipsiyim.
Mustafa CEYLAN
|
|
|
|
| |
|
|